20.10.13

Futbol

Günümüzde, insanların teknolojiden yararlanma olanakları artmıştır. İnsanlar gereksinimlerini teknoloji sayesinde tek başlarına giderebilir hale gelmişler ve bunun sonucunda bir topluluk olarak yaşama anlayışından uzaklaşmış, bireysel bir hayat yaşamaya başlamışlardır. Sözlü geleneğin hâkim olduğu zamanlarda insanlar, önlerindeki maddi engelleri yıkıp bir araya gelir ve yalnızlık hissinden uzak bir hayat yaşamayı tercih ederlerdi; günümüzde ise, bireysel bir hayat yaşamak için maddi engeller yarattılar.

Bireysel hayat biçimi, bilinçli bir tercih değildir.Günümüzde, insanlığın birlikte yaşadığı topluluk içerisinde gelişen olaylar hakkında bilgi sahibi olma gereksinimini karşıladığı medya, korkutarak sindirdiği insanları toplumdan soyutlamakta ve dayattığı hayatı; olması gerekenin, normal olanın bu yaşanılan hayat olduğu, başka bir seçeneğin olmadığı hissiyle pekiştirmektedir. Bu his, egemen olan için yönetilmesi kolay, sistem için zararsız bir topluluk ortaya çıkarır; ancak, medya bunu zor kullanarak yapmaz. Rızaya dayanan denetim, zor kullanılarak yapılan denetimden çok daha etkilidir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’a göre, kültür endüstrisi çağında düzen, bedenleri serbest bırakır ve ruhlara saldırır. Artık, düzen “benim gibi düşün ya da yok ol” demek yerine; “benim gibi düşünmemekte serbestsin, yaşamını ve tüm sana ait olanları da koruyabilirsin ancak o andan itibaren aramızda bir yabancısın” demektedir (Dellaloğlu, 2007: 126). Bu dışlanma tehdidiyle karşılaşan ve hayatındaki sorunların, kötü çalışma şartlarının, uzun iş mesailerinin olması gereken, doğal olan olduğuna inandırılan insan, hayatını değiştirmeye kalkışmaz. Sadece bundan uzaklaşmaya çalışır. Bu uzaklaşma için tercih edilen yer gündelik hayatın önemli bir parçası olan eğlencedir.

Eğlence, geç-kapitalizm döneminde işin bir uzantısıdır. İşin daha sonra, daha iyi bir şekilde gerçekleşebilmesi için verilen bir aradan ibarettir. İşçinin boş zamanı ve o süreçte kullanılacak eğlence metaları o kadar ön-belirlenmiştir ki, eğlence, iş sürecinin sonrasına hiç geçemeyen bir görünüm kazanmıştır. Modern özne, sadece çalışırken değil, ama daha çok eğlenirken teslim olmaktadır (Dellaloğlu, 2007: 124).

Kültürel pazar yeri, egemen ideolojiyi dayatmak ya da bütünleştirmek için popüler kültür üretimine yönelir, bunun için de bilgi ve eğlence üreticilerini ve tüketicilerini biraraya getirir (Lull, 2001: 185). Popüler kültür alanı ve gündelik hayat ideolojik mücadele alanıdır. Baskıcı toplumun, gündelik hayatla olan hesabı hiçbir zaman bitmez. Onun üzerine çullanır, çevresi sarılır, kendi alanı içine kapatılır. Gündelik hayatı sona erdirmek için onu öldürmek gerekir ancak bu imkânsızdır, çünkü gündelik hayata gereksinimleri vardır (Lefebvre, 1998: 178).

Gündelik hayatın içerisinde oluşturulan popüler kültür alanları, kişilerin bir yandan gerçek hayattanuzaklaşma isteğini; diğer yandan da, aidiyet hissini tatmin eder. Bu alanlardan en önemlisi spordur.

Spor, çoğu kez toplumsal yapı ve grup ilişkileri dışında dinlenme kavramı içine hapsedilmiştir. Dinlenme kavramıyla birlikte yansız, toplumsal sorunlar/sorular dışında tutulmuştur (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 178). Spor, bizim gerçek hayattan kaçtığımız kendine özgü imtiyazlı bir yere sahip değildir; tıpkı gündelik hayatın, yüzüstü bırakılmış, yoksun bırakılmış bir alan, uzmanlaşmış faaliyetlerin ortak mekânı, nötr bir alan olmadığı gibi (Lefebvre, 1998: 63). Spor sistematik bir şekilde toplumun içinde ve topluma bağlıdır. Spor, etkinlik veya ilgi “şeyi” olarak, toplumsal olarak tesis edilir, kurulur, tanımlanır, anlam verilir (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 179). Kitleleri sorunlar karşısında kayıtsızlaştırmanın en önemli araçlarından biri olan spor, gündelik hayatı denetleyen ve düzenleyen bir yapıdır. Kapitalizmde spor, “iş dışı eğlence ve dinlenme” zamanının kolonileştirilmesine en açık örnektir. Bu kolonileşme, hem ekonomik çıkar hem de bilinç yönetimi ve ideolojik egemenlik bakımlarından kapitalist sınıfa büyük faydalar sağlamaktadır (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 178). Bu faydalardan biri, spor aracılığıyla, örgütlenmiş uysal işgücünün eğitilmesi, eşdeyişle modern üretim sürecinin talep ettiği iş disiplininin aşılanması ve sporda olduğu gibi çok ve zorluk altında çalışmanın teşvik edilmesidir (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 191).

Spor, kapitalist toplumun ideolojisinin özünü ifade eder ve aşılar: Egoist ve saldırgan bireycilik, insafsız rekabet, fırsat eşitliği masalı, otoriteryanizm, şovenizm, seksizm, militarizm ve emperyalizm. Spor izleme saldırgan dürtüleri tahrik eder ve aynı zamanda bu saldırgan dürtülerin boşanmasını sadistçe fiziksel etkinlik gösterisine izin vererek bu saldırganlığı tasfiye eder (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 191). Türkiye’de bu görevleri üstlenen spor dalı futboldur. Çünkü, erkek egemen bir toplum olan Türkiye toplumunda, öncelikle erkeklerin boş zamanının denetlenmesi ve düzenlenmesi gerekli görülmektedir. Bu denetim ve düzenin futbolla sağlanmasının nedeni; futbolun, refaha ulaşmış bir halka sahip olmayan Türkiye’de, genellikle sokak oyunlarıyla büyüyen erkeklerin, sadece bir topa sahip olarak oynayabilecekleri bir oyun olması nedeniyle, neredeyse herkesin en azından çocukluğunda oynadığı ve hakkında bir fikre sahip olduğu bir oyun olmasıdır.

Endüstri öncesi futbol, bazen çizgisiz sahalarda ve kasaba sokaklarında yüzlerce kişinin katıldığı; oldukça düzensiz, biçimselliksiz, standart-kuralsızdır. Her oyun yerel geleneklere göre yönetilirdi. Bu endüstri öncesi oyunların aksine, modern oyunlar büyük ölçüde standart kurallarla düzenlenmiş ve sistematikleştirilmiştir (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 85). Jennifer Hargreaves’a göre futbol, geleneksel katılımcı eğlence ve kutlamaların karakteristiğini en yoğun biçimde taşıyan modern popüler kültür pratiklerinden biridir (Talimciler, 2008: 99).

Medyada futbol; spor bültenleri, karşılaşma yayınları, spor haber programları, spor belgeselleri, spor magazin programları ve spor eğitim programları aracılığıyla serbest köle kitleleri heyecanlandırır, duygularını okşar, öfkelendirir, kendinden olanları sözle ve sözsüz hareket çekerek ezme fırsatı verir, böylece rahatlatır (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 95). Takım tutma ve fanatiklik kazanma-kaybetme, yenme-yenilme, gurur duyma-üzülme, alay etme-alay edilme, kendi-sömürüsüne-kendinin psikolojik tatminler elde etmesi için katılma ve bundan haz duyma, kendini eşleştirdiğin (bağdaştırdığın) bir şeyin üstünlüğünden zevk alma gibi duygular ve tutumlarla ilgilidir (Erdoğan ve Alemdar, 2005: 180). Tutulan takımın başarısı ve başarısızlığı içselleştirilir. Taraftar, tuttuğu takımın başarısızlığı karşısında, üzgün ve rakip taraftarın kışkırtmasıyla kızgın bir grup haline gelir. Bu kızgın kitle, sistem için zararsız olduğundan rahatsız edici değildir. Kapitalizm, herkesi tehlikesizce biraraya toplayıp, gerçek dünyanın sorunlarını unutturabileceği bu alanı çok iyi kullanır.

Futbolu üretme ilişkileri, örgütlü yerler ve zamanda olur. Bu ilişki ile insan sürekli olarak kendini, ilişkilerini, ilişkileri, gerçekleri, yaşamı ve yaşamla ilişkili birçok şeyi de yürütür ve sürdürür. Böylece, hem kendisini hem de içinde ve ilişkide bulunduğu egemenlik ve mücadele yapılarını yeniden üretir. Futbolu oynarken, seyrederken ve konuşurken, sadece bir oyun veya seyir sınırı içinde hapis kalmaz; aksine, oluşmuş olan ve oluşan kendini, dışını, ilişkileri ve ilişkilerini kurar ve sürdürür; kendini ve dışını sürekli yeniden üretir; kendini ve diğerlerini örgütlü yer ve zamanlarda bulduğu, yerleştirildiği ve yerleştirdiği yerlerde tanımlayarak yeniden-tasdik eder; tanımlanmış olanı inşa edilmiş “bizleri ve onları” yeniden-yerlerine yerleştirir (Erdoğan, 2008: 3).

Düşünsel hayatın üretimi, hem egemenlikler hem de bu egemenliklerin üzerinde inşa edilen ve mücadelelerle süregiden örgütlü yaşamın üretiminin zorunlu koşuludur. Düşünselin üretimi, insan gerçeğinin ve gerçeklerle ilgili gerçeği yansıtan veya gerçeğin yerini alan hayallerin, imajların, inançların, düşlerin, her tür duyguların yeniden üretimiyle ilişkilidir (Erdoğan, 2008: 7).

Bir psikiyatristin söylediği gibi, hepimiz kumdan şatolar yaparız. Sorun, bu şatoların içinde yaşamaya kalktığımız zaman ortaya çıkar (Postman, 2004: 91).

Kaynakça

Dellaloğlu, B. F. (2007). Frankfurt Okulu’nda sanat ve toplum. (4. Baskı). İstanbul: Say Yayınları.
Erdoğan, İ. ve Alemdar, K. (2005). Popüler kültür ve iletişim. (2.Baskı). Ankara: Erk.
Erdoğan, İ. (2008). Futbol ve futbolu inceleme üzerine.İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, (26), 1-58.
Lefebvre, H. (1998). Modern dünyada gündelik hayat(Çev: I. Gürbüz). İstanbul: Metis Yayınları.
Lull, J. (2001). Medya iletişim kültür. Ankara: Vadi Yayınları.
Postman, N. (2004). Televizyon öldüren eğlence. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Talimciler, A. (2008). Futbol değil iş: endüstriyel futbol.İletişim Kuram ve Araştırma Dergisi, (26), 89-114.


Nadire Korkmaz
21.01.2012 


Hiç yorum yok: