23.10.13

Küreselleşmenin Türkiye'de Gündelik Hayata Etkileri

Küreselleşme, son yılların en çok kullanılan ve tartışılan kavramlarından biridir. Anthony Giddens, küreselleşmeyle birlikte “dünyanın köklü bir değişim sürecine girdiğini, temellerinin ekonomiye dayandığı bu değişim sürecinin, yeryüzünün belirli bir bölgesiyle sınırlı olmadığını, zamanla her ülkeyi kapsayacağını” (Giddens, 2000: 21-28) ileri sürmüştür.

Feyza Hepçilingirler’in küreselleşmeyi açıklamak için kullandığı şu sözler ilgi çekicidir: “Küresel dünya… Dünyanın eğri çizgileri üstünde bütünleşmeye çalışmanın ıstırabı… İletişim çağı… Kısa yoldan iletişmek için İngilizce… Temeller sağlam… Amerikan tarzı giyim, Amerikan tarzı veda, Amerikan sevinci, Amerikan selamı… Sırtlarda Amerikan futbol, basketbol takımlarının formaları, İngilizce yazılı “anoraklar”, Amerikan bayraklı “mont”lar…”  (Hepçilingirler, 1999: 37).

Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle, küreselleşme; ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel olarak tüm dünyayı özellikle az gelişmiş ülkeleri etkilemektedir. Eskiden, sadece yakın mesafedeki insanlarla iletişim kurulabilirken, günümüzde zaman ve mekân kavramı aşılarak, kıtalararası mekânlardaki toplumlarla bile sosyal, ekonomik ve kültürel ilişki kurulabilir hale gelmiştir. 

Yakın gelecekte kuşkusuz dünyadaki değerler, inançlar, sosyal ve ekonomik yapılar siyasal kavram ve sistemler, genel olarak dünya görüşleri, bugün tahmin edebileceğimizden çok farklı olacaktır. Bazı alanlarda şimdiden, özellikle az gelişmiş ülkelerde, temel değişimler ortaya çıkmış ve bu değişimler kültürlere yerleşmiştir.

Kitle iletişim araçları yardımıyla dayatılan batı kültürü, az gelişmiş ülkelerde gelişmeye fırsat vermeden, bu ülkeleri bir değişime zorlamaktadır. Bu değişim sıralı bir şekilde gerçekleşmediğinden, aşamalar atlanarak bilinçsizce ilerlediğinden, ortaya çıkan değişim bu toplumlarda homojenleşmeye neden olmaktadır.  Türkiye’de, Yabancı Sermaye Yatırımını Teşvik Kanunu’nun kabul edilme tarihi 1 Ağustos 1951’dir. Bundan yalnızca bir hafta sonrası, 8 Ağustos 1951 ise halkevlerinin kapatılma tarihidir. Açıklama, tarihlerde gizlidir. Halkın kültürünün yaygınlaşmasından korkanlar, “Küçük Amerika” yaratma özlemiyle kapıları yabancı sermaye için aralamışlardır; ama elbette aynı kapıdan kültür emperyalizmi de içeri buyur edilmiştir (Hepçilingirler, 1999: 154).

Yaşam biçimi bakımından toplumlarda ortaya çıkan benzeşme, daha doğrusu toplumların Amerikan toplumunun yaşam tarzını benimsemesi şeklinde ortaya çıkan değişimin Türkiye’deki etkileri daha çokgündelik hayatta görülmektedir.

Gündelik hayat çok önemli bir alandır; çünkü ideolojinin kabulü için öncelikle gündelik hayata hâkim olmak gerekir. Politik güç merkezi konumundaki ülkeler, iletişim araçlarını kullanarak kendi kültürlerini, daha az güçlü ülke insanlarına daha kolay bir yöntemle tanıtma, yayma imkânı elde etmişlerdir. Gelişmiş ülkelerin diğer ülkeleri yönlendirebilmesi gündelik hayatlarını yönetebilmesiyle mümkündür. Ancak bu yönetim zor kullanarak değil, rızanın üretimi ile gerçekleşmektedir.

Rızaya dayanan denetim, zor kullanarak yapılan denetimden çok daha etkilidir. Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’a göre, kültür endüstrisi çağında düzen, bedenleri serbest bırakır ve ruhlara saldırır. Artık düzen “benim gibi düşün ya da yok ol” demek yerine “benim gibi düşünmemekte serbestsin. Yaşamını ve tüm sana ait olanları da koruyabilirsin. Ancak o andan itibaren aramızda bir yabancısın” demektedir (Dellaloğlu, 2007: 126). Bu dışlanma tehdidiyle karşılaşan ve hayatındaki sorunların, kötü çalışma şartlarının, uzun iş mesailerinin olması gereken, doğal olan olduğuna inandırılan insan, hayatını değiştirmeye kalkışmaz. Sadece bundan uzaklaşmaya çalışır. Bu uzaklaşma için tercih edilen yer eğlencedir.

Eğlence, geç-kapitalizm döneminde işin bir uzantısıdır. İşin daha sonra, daha iyi bir şekilde gerçekleşebilmesi için verilen bir aradan ibarettir. İşçinin boş zamanı ve o süreçte kullanılacak eğlence metaları o kadar ön-belirlenmiştir ki, eğlence, iş sürecinin sonrasına hiç geçemeyen bir görünüm kazanmıştır. Modern özne, sadece çalışırken değil, ama daha çok eğlenirken teslim olmaktadır (Dellaloğlu, 2007: 124). Kitle iletişim araçları yoluyla eğlence biçimlerini de benimseten Amerikan kültürü bu önemli alanı da kuşatır.

Türkiye’de yaşanan değişimin hangi sırayla gerçekleştiğini söylemenin güç olduğunu belirten Hepçilingirler, değişimin fark ettirilmeden ne hale geldiğini şu sözlerle açıklar: “Minderler, şilteler, divanlar, sedirler gözden düştü; yerlerine “kanepe” geldi, “koltuk” geldi. Dolaplar “büfe” oldu, konsol oldu, “gardırop” oldu. Ocaklar “şömine”ye dönüştü. “Dö-piyes”ler yetmedi, “tayyör”ler geldi” (Dellaloğlu, 2007: 15).

Türkiye gençliğinin düşünce şeklinde, ilişkilerinde, eğlencesinde, giyim tarzında; Amerikan gençliği,gündelik hayatı kuşatan medyada yer aldığı şekliyle etkili olmaktadır. Genç kuşak maddi olarak Amerikan yaşam tarzını taklit edemeyecek durumda bile olsa, sahte ürünler satın alarak bu isteklerini tatmin etmektedir. Türkiye’de yaşayan gençler aç kalmak pahasına Amerikan markalarını satın alırlar. Kendilerini kanıtlama zorunluluğundan kurtulur, kendilerini markalar aracılığıyla ifade ederler. Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun, kıyafet sahip olunan dünya görüşünün aynasıdır şeklindeki tanımlaması bunu destekler niteliktedir. Modacılar bir kıyafeti oluştururken kıyafetin sunduğu imajın mevcut dünya görüşüne denk düşmesine dikkat ettikleri gibi; oluşturdukları moda ile de yenidünya görüşlerinin olmasını sağlamaktadırlar (Barbarosoğlu, 2002: 11).

Tüketimin küreselleşmesi sadece giyim tarzında değil yeme içme alışkanlıklarında da görülmektedir. Günümüzde, McDonald’s tüketimin küreselleşmesinin tipik örneğidir. Hamburgerin Amerika dışına, dünyanın dört bir yanına yayılması bunun çarpıcı bir örneğidir. Küresel tüketim kültürünün yaygınlaşma sürecinde Türkiye insanı da, yeni beslenme alışkanlıkları edinmiştir. Genç kuşak, McDonald’s lokantalarından hamburger yemenin kendisine imaj kazandıracağına inanmış gözükmektedir. George Ritzer, küreselleşmenin kültürel sonuçlarını “McDonaldlaşma” kavramıyla açıklamaktadır. McDonaldlaşmanın toplumsal hayata nüfuz etmesi dört faktörle izah edilmektedir. Bunlar; etkinlik, hesaplanabilirlik, tahmin edilebilirlik ve kontrol edilebilirlikten oluşmaktadır. Birincisi, günlük hayatta istek duyma ve doyuma ulaşma arasındaki zaman aralığının kısaldığını göstermektedir. İkinci ilke ise, paranın zaman ve harcanan emek karşılığı değerinin hesaplanmasını kolaylaştırmaktır. Üçüncü ilkeye göre, sunulan ürünler o kadar standart hale gelmiştir ki, tüketicinin aklına alternatif bir istek gelmemektedir. Dördüncü ve sonuncusu da, McDonaldlaşma sürecinde geliştirilen teknolojilerle tüketicinin kontrol edilebilmesidir. Tüketici kontrolü, kuyruğa girmeyi sağlayan rahatsız oturma yerleri ve arabaya yiyecek servisi gibi işlevlerle yapılmaktadır. Tüm bu ilkelerin duyurduğu temel öğe zamanın kontrol edilmesi ve yoğun bir standartlaşmadır (Ritzer, 2011: 7-13). Bu standartlaşma gündelik hayatın diğer alanlarında da etkilidir.

İngiliz edebiyatçı George Orwell, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanında dilin gerilemesinin düşüncenin de gerilemesi olduğunu vurgulamıştır. Orwell dil ile özgürlük arasında doğrudan bağlantı kurmaktadır. İngilizcenin dünya dili haline gelmesinin Türkçe için olumsuz sonucu, İngilizcenin Türkiye’de gündelik konuşmalara girmesi, kullanılan kelimelerin yarısından fazlasının İngilizce kökenli olması, İngilizce dil mantığıyla düşünmeye başlanmasını doğurur. İngilizce kelimeler kullanmanın yanı sıra İngilizce söz kalıpları Türkçeye birebir çevrilmiş olarak kullanılır. “Hey dostum!” “aman Tanrım!” “biri bana burada neler olduğunu söyleyecek mi?” şeklinde konuşmak alışkanlık haline geldiğinde, Amerikan yaşam tarzı da yadırganmadan kabul görür.

Sonuç olarak,  kültür emperyalizmi için küreselleşme daha büyük bir imkân anlamına gelmektedir. Egemen olan küresel güçler ve kontrol altına almaya çalıştığı yerel yönetimler arasındaki mücadeleyi kazanmanın en önemli yolu gündelik hayata saldırmak ve öncelikle onu kontrol altında tutmaktır. Güçlü olan taraf bu kontrolü sağlar ve gündelik hayatı yönetmesiyle, hedefindeki ülkelerin düşünme biçimini yönlendirir.

Kaynakça
Barbarosoğlu, K. F. (2002). Modernleşme sürecinde moda ve zihniyet. İstanbul: İz Yayıncılık.
Dellaloğlu, B. F. (2007). Frankfurt Okulu’nda sanat ve toplum. (4. Baskı). İstanbul: Say Yayınları.
Giddens, A. (2000). Elimizden kaçıp giden dünya(Çev: O. Akınhay). İstanbul: Alfa Yayınları.
Hepçilingirler, F. (1999). Dedim: “AH!”. İstanbul: Remzi Kitabevi.
Orwell, G. (2006). Bin dokuz yüz seksen dört. İstanbul: Can Yayınları.
Ritzer, G. (2011). Toplumun McDonaldlaştırılması.İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Nadire Korkmaz
15.05.2011


Hiç yorum yok: