24.10.13

La memoria es la vida

Filip Przewozny - Poem to K

FRANZ K - JOSEPH K - POEM TO K - NADİRE K

"Nihayetinde tek çare şartları kabullenmek. Her şeyden önce de dikkati üzerine çekmemek! Sana ne kadar ters gelirse gelsin, ağzını kapalı tut! Bu koca hukuk sisteminin hassas bir denge halinde olduğunu anla."

                                                                                                                                           Kafka, Dava'dan


İdeoloji, her şeyi doğal olarak kabullendirir. Amaç ve araç yer değiştirir. Sistem tüm bireyleri birbirine benzeterek, bireyi tek boyutlu kılmaya çalışır. İnsanlar arasındaki tüm ilişkiler, şeyler arasındaki ilişkilerce belirlenen bir hale gelir. Toplumsal uygulamalar, bir yandan bireyin özelliklerini belirler ve bir yandan da sahip olabilecekleri özelliklerin derecesi ve toplumsal uygulamaların sınırları hakkında kişiye fikir verir. Althusser, bizim bir çok rolümüzün ve davranışımızın bize toplum tarafından verildiğini tartışır. Örneğin, caddede yürüyen bir adam bir polis düdüğü ya da başka bir ikaz sesini duyması üzerine kendi etrafında döner ve artık bu basit vücut hareketiyle o insan bir özneye dönüşmüştür. Althusser, bu işlemi kişinin kendisini sesin öznesi olması olarak görmesi ve bunu yanıtlamaya hazırlanması açısından tartışır. Onun caddede yürümesinde şüpheli hiç bir şey olmamasına rağmen kişi, seslenilenin kendisi olduğunu düşünür. Bu kabullenme, geri dönüşlü olarak çalışan bir yanlış bir kabullenmedir: madde olarak birey her zaman ve çoktan ideolojinin bir öznesidir. Bireyin bir özneye dönüşmesi her zaman ve çoktan olmuştur; Althusser burada Spinoza’nın immamence teorisine büyük bir borcu olduğunu kabul eder. Bu şu demektir: bizim kim olduğumuza dair fikrimiz ideoloji tarafından bize sunulmaktadır. İnsanlar gerçekliği algılayamaz ve artık araçsallaşan insanlar, her şeyin öyle olması gerektiğine inanır. Joseph K, bunu neden yaptığını bilmeyen, bilse de anlam veremeyen fakat normal olan bu sandığı için, yadırgamadan isteneni yapmaya devam eden, bütünün karşısında yalnız ve çaresiz kalan insanlardan biri.

Kendisi de hukuk fakültesi mezunu olan Kafka, Dava’yı hayatı boyunca çalıştığı Prag Sigorta Kurumu’ndaki işinden eve döndükten sonra, geceleri yazdı. Onun köhne yaşantısıyla Dava’da yarattığı bürokrasi hayaleti arasında bağlantı kurmak çok kolay. Joseph K’nın hikayesi, devlet hakimiyetinin, bir adli labirentin içinde yolunu bulamayan birinin öyküsüdür. Dava da Kafka gibi tamamıyla yorumlanamaz. Mutlaka gizli kalan bir tarafı vardır.

İnsan Kafka’da hep yalnız. Kafka kendi dünyasını yaratır ve ben onun içine girmeye çalışırım. Ben herhangi bir insanı anlayamazken Kafka’yı nasıl anlayabilirim. O istediği kadar iyi anlatsın. Bu sessizliğin içindeki kaosa şaşırmakla yetinebilirim sadece. Filip Przewozny’nin Poem to K’sı sanki Prag’taki Joseph K’nın fotoğrafı gibi. Eski bir şehir, yürüyen bıkmış adamlar, onlar dışında bomboş bir sokak. Bu fotoğraf beni etkiledi. Yaşamak istediğim yer orası değil ama sanki orada yaşıyor gibiyim. Orada yaşadığıma eminim. Aslında bunun olmasını hiç istemiyorum. Arkadaşıma göre ben daha önce yaşadım ve Kaz Dağlarındaki kaz çobanıydım. Bundan hoşlandım ama bu fotoğrafa baktığımda hissetiğimden hoşlanmadım. Joseph K’nın şehrinde otoritenin altında ezilen insanlar ve Filip Przewozny’nin şehrinde koca binaların yanında küçücük, silik ve sistemin yarattığı yabancılaşmayı yaşamış, bunun sonucu olarak kendi doğasına yabancılaşan insanlar. Yabancılaşmış hayatları ezip geçen otoriter bürokrasinin sert portreleri. Bu fotoğraf bana, flu olması ile Dava'nın sonunda Joseph K'nın başına geleni de hatırlatıyor. Poem to K’da (Poem to Krakow) gördüğüm kederli ve teslim olmuş insanlar, Joseph K ve ben Nadire K tek başımıza kalıyoruz. Yaşadığımıza bir taraftan ses çıkarmazken bir taraftan toplumsal tarzın oluşturduğu değerler ve anlamlar duvarına karşı durmaya çalışıyoruz. Tek başına olmanın iyi bir yanı var. İnsan kendini önemseyebilir; çünkü anlamadan saldıranlar hiç yalnız kalmaz. Koca bir boşluk büyür ve bir güruh olur.
                                                                                                                                          Nadire Korkmaz
 03.06.2010  


Daha yakınlarda yurt dışında bulunmuş olan ve aynı insanın altı, on ya da daha fazla pozunu aynı baskı üzerinde çıkaran iki otomatik fotoğraf makinesi 1921 baharında Prag'da kuruldu.

Böyle bir dizi fotoğrafı Kafka'ya götürdüğümde kaygısızca "Birkaç krona insan kendini her açıdan fotoğraflayabiliyor. Bu cihaz mekanik bir Kendini-Bil," dedim. Kafka "Kendini-Yanılt demek istiyorsun," dedi hafif bir gülümseyişle.

Karşı çıktım: "Ne demek istiyorsun? Fotoğraf makinesi yalan söylemez ki!"

"Kim demiş bunu?" dedi Kafka. Başını yana eğdi. "Fotoğraf insanın gözünü yüzeysel olana yoğunlaştırır. Bu yüzden nesnelerin hatları arasından bir ışık ve gölge oyunu gibi parıldayan gizli yaşamı görmemizi engeller. En keskin mercekle bile yakalanamaz bu. Bunun hissetmeyle, yoklanarak bulunması gerekir... Otomatik olan fotoğraf makinesi insanın gözlerini çoğaltmaz, yalnızca aşırı derecede sadeleştirilmiş bir sinek gözü görüşü kazandırır."

                                                                                                                                           Gustav Janouch,
                                                                                                                                 Kafka ile Söyleşiler'den


"Görüntü için gerekli koşul, görmedir." demiş Janouch Kafka'ya; Kafka da gülümseyerek yanıtlamış: "Biz nesneleri aklımızdan çıkarmak için fotoğraflarız. Öykülerim gözlerimi kapamamın bir yoludur." Fotoğraf sessiz olmalıdır (yaygaracı fotoğraflar vardır, onları sevmem): bu bir ölçülülük sorunu değil, bir müzik sorunudur. Mutlak olan özellik ancak bir sessizlik hali ve çabası içinde sağlanabilir. Fotoğrafın beni duygulandırması için onu her zamanki zırvalarından geri çekmem gerekir: "Teknik", "Gerçeklik", "Röportaj", "Sanat", vb.: susmak, gözlerimi kapatmak, ayrıntının kendi ahengiyle etkin bilince yükselmesine izin vermek.

                                                                                                                                            Roland Barthes,
                                                                                                                                       Camera Lucida'dan

Hiç yorum yok: